Bir kırmızı ataç ile bir ev alınabilir mi?

Daha önceki yazılarımda “Y ve Z” kuşaklarının özelliklerinden ve buna paralel olarak artan “paylaşım ekonomisi”nden bahsetmiştim. Bu hafta sizlerin dikkatini “değişim ekonomisi”ne çekmek istiyorum. 


Bildiğiniz gibi son zamanlar da, “Letgo” “gittigidiyor” “sahibinden.com” gibi internet sitelerinde kişiler evlerindeki ihtiyaç duymadıkları malzemeleri satışa çıkarıyorlar, bu yolla hem cüzi de olsa bir gelir elde ederken, hem de atıl konumdaki malzemelerin değerlendirilmesine vesile oluyorlar. Ayrıca www.takasyolu.com gibi internet sitelerinde ise tamamen bir ürünün bir başka ürün ile “takas” edilmesine dayalı bir sistem ile alışveriş gerçekleştirilmektedir. Bu ve buna benzer siteler giderek hızla yayılmaktadır. Henüz turizm alanında bir uygulaması gözükmese de bu sitelerin yakın bir gelecekte başta seyahat (uçak, otobüs bileti vs) olmak üzere tatil karşılığında bazı ürünlerin ve eşyaların takas edildiğini görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu sebeple bu sistemi akıllıca kullanabilenlerin neleri başarabileceklerini göstermek bakımından 2006 yılında 26 yaşında bir genç olan Kanadalı Kyle MacDonald’ın sahip olduğu bir ataç’ı takas ede ede, sonunda bir ev sahibi olmasının ilginç öyküsünü aşağıda bulacaksınız. Bir yıllık bir süre içinde gerçekleştirdiği 14 farklı takasın ilginç hikayesini anlattığı TEDx konuşmasının dökümü aşağıdadır. Biraz uzun olmakla birlikte ilginizi çekeceğini ümit ederim. 

Kalın sağlıcakla...

 


Yukarıda gördüğünüz kırmızı atacın fotoğrafını çektim ve Craiglist’e koydum. Ronnie ve Karina adında iki kız mesaj attı.

 


 
“Merhaba, ataç çok güzel. Bizde de balık şeklinde bir kalem var. Takas etmek ister misin?” dediler.

 


 
Tabii heyecanlandım. Ataçtan daha büyük ve güzel bir şeydi bu kalem.
“Bu takas sürecini ne kadar ileri götürebilirim?” fikri doğdu o esnada.
Kalemi de Craiglist’e koydum.
Bu kez de Allie adında bir kadın el yapımı kapı topuzu ile takas yapmak istedi.

 


 
Onunla da takası gerçekleştirdik ve bir gün ev sahibi olana dek bu takas sürecini devam ettirmem gerektiğini fark ettim.

 


 
Kapı topuzuna da Shawn talip oldu. “Bizim eve gelsene, mangal yapıyorum, sen de katıl” diye mesaj attı. Onunla da kapı topuzuna karşılık kamp ocağını takas ettik.
Gittikçe değer yaratıyorduk. Birbirimizin hayatına ufak da olsa katkı sağlıyorduk.
Sonra ABD ordusunda görev yapan bir astsubay mesaj attı bana. Tam olarak bendeki kamp ocağına ihtiyacı olduğunu ve kendisine fazladan bir adet jeneratör olduğunu söyledi.

 


 
Onunla da kamp ocağı – jeneratör takasını gerçekleştirdik.
Ancak jeneratörü takas etmek görece uzun sürdü. Yine de başka biri bu jeneratöre talip oldu.
New York’ta yaşayan Martin, boş bir bira varili ve Budweiser neon tabelası karşılığında bendeki jeneratöre sahip oldu.

 


 
Daha sonra ben bu varili ve tabelayı boyadım, temizledim ve “Parti kiti” olarak Craiglist’e koydum.
Michel Brett adında Quebec bölgesinden bir radyo ve televizyon ünlüsü bu ilan aracılığıyla bir mesaj attı, bana sahip olduğu ve hiç kullanmadığı ve sevmediği kar aracını teklif etti.
Bir insanın kaç tane kar aracı olabilir diye düşünmedim değil tabii. Tabii sevmediği bir şeyi benle takas etmesi de yine kafama takıldı ama sonunda onunla da takası gerçekleştirdik.

 


 
Yılın büyük bölümü karlı geçen Kanada’da böyle bir takası kış mevsiminde gerçekleştirdiğim için kendimi şanslı hissettim ve kar aracını da oldukça beğendim.
Sonra “SnoRiders West” adında bir kar aracı dergisi ulaştı bana.
Bu araç karşılığında Canadian Rockies bölgesine iki kişilik ücretsiz tatil sunabileceklerini söylediler. Bunun dergiye yönelik etkili bir PR kampanyası olabileceğini de belirttiler.
Ben de kabul ettim tabii, ancak benim aklım bu takas işini nasıl daha ileri götürebilirim meselesine odaklanmıştı.

 


 
Daha sonra bir televizyona kanalıyla başımıza anlatması uzun ve karmaşık bir husumet geldi. Gerçekten uzun bir hikaye ancak şöyle özetleyebilirim. Üzerimde Cintas markasının bulunduğu bir tişört varken televizyona çıktım. Bu tişörtü de bana uzun zaman önce kuzenim vermişti. Daha sonra Cintas markasının sahibi televizyonda beni görmüş. Bu kişi beni aradı ve benle buluşmak istedi.

 


 
Sonunda bana bu kamyoneti verdi ve ben de ona karşılığında Canadian Rockies bölgesine iki kişilik tatil biletimi verdim. O Rockies’e uçakla gitti ve ben de bu kamyonetle gittim. Yani bir taşla iki kuş vurmuş oldum.
Gittikçe kırmızı bir ataçtan daha fazlasına sahip olmaya başladığımı görüyordum ve devamı da durmadan geliyordu.
Sonra kamyonete karşılık bir albüm sözleşmesi yaptım. Müzisyen Brandon, grubunu ve malzemeleri taşımak için benden kamyoneti aldı ve bana albüm yapmak üzere bir sözleşme yaptık.


 
Aramızda albüm çıkarmak isteyen var mı?
Çok varmış. Bunu öğrendim.
Soul türünde müzik yapan bir kadın bu albüm sözleşmesini kendisine vermem karşılığında bana bekaretini teklif etti. Çünkü bana daha cazip bir teklif gelmişti o esnada.
Phoenix, Arizona’dan Jody, “Phoenix’te dubleks bir evim var. Albüm sözleşmesi karşılığında bu evde bir yıl kira vermeden oturabilirsin.” dedi.

 


 
Teklifi kabul ettim ve bir yıl bu evde kira vermeden yaşadım.
Bu evde yaşarken yan evde oturan komşu da bu durumu duydu ve “Ben de kira vermeden oturmak istiyorum.” dedi.
Birkaç gün sonra bana bir buluşma teklifinde bulundu ve buluşmaya patronunu da çağıracağını söyledi. “Patron ne alaka?” diye düşünerek buluşma yerine gittim ve ünlü rock yıldızı Alice Cooper’ın  buluşma teklif eden komşumun patronu olduğunu öğrendim. Alice Cooper’ın sahibi olduğu restoranın yöneticisiymiş meğer.

 


 
Sonra Alice Cooper’un prodüktörü beni aradı ve North Dakota’da turnede olduklarını söyledi. “Neden gelip Alice Cooper’ın konserine katılmıyorsun?” dedi. Konsere gittim ve fotoğrafta görüldüğü gibi onunla sahneye çıktım. Elimizde devasa bir kırmızı araç vardı.
Bu konserden sonra Alice Cooper’dan bir akşam birlikte takılma sözü aldım ve tabii ki bu sözü takas tekliflerine açtım.


 
Mark adında KISS hayranı bir adam aradı ve birçok şey saydı. Sonunda onunla da KISS grubunun logosunun bulunduğu bir kar küresine karşılık Alice Cooper ile takılma sözünü takas ettik.
Bu takasın dünyanın en berbat takası olduğuna dair internette pek çok yorum yapıldı.
Neyse, tüm bu olaylardan 2 hafta kadar önce, bir kişi aradı beni.
“Merhaba, ben Corbin Bernsen, Hollywood aktörüyüm. Şu an bir film yapıyorum ve sana bu filmde bir yan rol vermek istiyorum. Takasa var mısın?” gibi bir şey dedi.
Tam o dönemde albüm sözleşmesini yeni yapmıştım. Teklifi kabul ettim direkt.
Ancak Corbin Bernsen’in kim olduğunu bilmiyordum ki. İnternette araştırma yaptığımda bu kişinin gerçekten de ünlü bir aktör olduğunu öğrendim. Wikipedia’ya baktığımda ise onun dünyanın en büyük kar küresi koleksiyonerlerinden biri olduğunu gördüm. Bernsen’in elinde 6500’den fazla kar küresi varmış meğer.
Mark’ın elinde de KISS kar küresi olduğunu bildiğim için Corbin Bernsen’i arayıp “KISS kar küresi size uyar  mı?” dedim.
O ise “Tabii ki uyar. O küreye ihtiyacım var.” dedi.
 


Yani Alice Cooper ile takılma fırsatını, bir kar küresine tercih ettim çünkü o kar küresi bana bir Hollywood filminde yer alma kapısı açıyordu.
Filmde rol kapmama rağmen yine de takas süreci benim için devam ediyordu.
Kanada’nın Kipling belediyesinden Bert Roth adında önemli bir yönetici beni aradı.
“Şehrimizde belediyeye ait birkaç evimiz var. Bu evlerden birini senin sahip olduğun bir şeyle takas edebilir miyiz?” dedi.
Ben de elimde bir  Hollywood filminde yardımcı rol sözleşmesi olduğunu söyledim.
Belediye konseyinde yapılan bir onaylamada iki kişinin onayı olmasına rağmen Bert’in çabalarıyla Kipling’deki bu evin sahibi oldum. Sahip olduğun rolün seçmeleri de Kipling’de yapıldı ve şehir bu seçmeler aracılığı ile büyük bir tanıtım etkinliğine sahne oldu.
 

 


25 cent değerindeki bir atacı takas ede ede bu evin sahibi oldum.
Bu hikayenin en güzel ve keyifli yanı takas yaptığım kişilerin hayatlarına şahit olmak, yepyeni insanlarla tanışmak oldu. Hollywood filmindeki rolümü ise Kipling’de yapılan seçmelerle belirlenen bir kişi aldı. Kipling seçmelerin olduğu gün binlerce insanın akınına uğradı, herkes bu filmde yer kapabilmek için şehre geldi. Ortalık tam bir festival ortamıydı.

 


 
Daha sonra Corbin Bernsen sahneye çıktı ve rolü kapan kişinin adını anons etti: Nolan Hubbard.
Lise mezunu olan Nolan, asgari ücretle bir mağazada çalışıyordu ve aktör olma ihtimali o şartlar altında sıfırdı.

 


 
Ancak bu fotoğraf çekildikten 2 hafta sonra Los Angeles’ta Corbin Bernsen’in yanında setteydi!
İşte tüm bu olanlar insanların evet demesiyle başladı.
Hadi bir şeyler yapalım!
Hadi birlikte harekete geçelim!
Hadi birbirimizin hayatına fayda sağlayalım!
Ve gördüğünüz gibi her şey kırmızı ufak bir ataç ile başladı.
 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin