BİR KISITLAMANIN DAHA SONUNA YAKLAŞIRKEN

Bildiğiniz üzere, ülkemizde 29 Nisan 2021 Perşembe günü saat 19.00'dan başlayan ve 17 Mayıs 2021 Pazartesi günü saat 05.00'e kadar sürecek olan tam kapanma dönemi ve kısıtlamalar uygulanıyor. 

Sokağa çıkma kısıtlamalarındaki amaç, COVID-19 virüsü ile mücadelede salgını kontrol altına alabilmek "sosyalleşme ve fiziksel / sosyal hareketliliği" azaltmaktır.

Kapanma dönemini ve kısıtlamaları, daha özgür ve daha sağlıklı günlere kavuşabilmek için bir hazırlık dönemi olarak düşünmekte fayda vardır. Ayrıca, kısıtlama günlerinin aile ile bir arada vakit geçirebilmek için bir fırsat olduğunu ve birlikte yapılacak aktiviteler ile bu günlerin daha verimli değerlendirilebileceğini uzmanlar tavsiye etmektedir.

Ülkemizde son kısıtlama öncesi dönemi, COVID-19 salgınına ilişkin vaka, ağır hasta, vefat sayıları, yoğun bakım doluluk oranları ve salgının yayılım hızının arttığı bir dönem olarak yaşadık. Nihayetinde sosyal medyada çokça paylaşım haline gelen “Her gün bir uçak düşüyor ve hiç kurtulan olmuyor” sözüne kadar ulaştık.

Bilim insanlarımız;

  • Derhal en az 14 günlük (mümkünse bir aylık) tam kapanmayı,
  • İvedilikle (3 ay içinde) nüfusumuzun %70’nin aşılanmasının,
  • Aktif sürveyans yapılmasının,
  • Sahra hastanelerinin ve karantina mekanlarının hazırlanmasının gerekli olduğunu belirttiler.

Ve ardından tam kapanma kararı alındı! Sonuç olarak,

  • Tam kapanma/ kısıtlama önlemleri salgını önlemede ne kadar etkili?
  • Kısıtlamanın toplum ve  birey üzerindeki etkileri nelerdir?
  • Kapanma dönemi ve kısıtlamaların ekonomik maliyetleri ne olabilir?

Sorularına bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bu soruların cevapları muhtemel yeni kısıtlamalarda bizlere fikir verecektir.

Ekonomik boyutları ile ilgili bazı rakamlar konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

  1. Bir aylık tam kapanmanın ekonomik maliyeti GSYİH’nın %3,3 ü kadar olup yaklaşık 150 Milyar TL olarak hesaplanmaktadır (Kaynak; Prof. Dr. Erol Taymaz ve Prof. Dr. Ebru Voyvoda).
  2. Bir yoğun bakım hastasının bir günlük maliyeti ortalama en az 3000 TL’dir.
  3. Spor salonlarının sahra hastanelerine, otellerin/öğrenci yurtlarının/ kamuya ait sosyal tesislerin karantina mekanlarına dönüştürülme maliyeti yaklaşık 500 Milyon TL olacağı değerlendirilmektedir.
  4. Nüfusumuzun %70’nin yani 58 Milyon insanımızın Pfizer-BioNTech aşısı (1 dozu yaklaşık 150 TL) ile aşılanma maliyeti yaklaşık 17 Milyar TL olarak hesaplanmaktadır.

Hal böyle iken kısıtlama ve  diğer tedbirlerle salgın kontrol altına alınabilir ve bunun için ihtiyaç duyulan finansman kaynağı turizm gelirlerimizin normalleşmeye yakınlaşması ile bile kolayca karşılanabilir kanaatindeyim.

  • Türkiye’nin turizm geliri, geçen yıl bir önceki yıla göre %65,1 azalarak 12 milyar 59 milyon 320 bin dolara geriledi.
  • Salgının ülkemizde kapanma dönemi ve kısıtlama öncesi dönem kadar şiddeti ile devam etmesi yada benzer bir dönemde bu yıl da turizm gelirinde pandemi öncesine oranla en az %60’a varan azalma beklenmektedir.
  • Salgını yönetebildiğimiz, baskılayabildiğimiz takdirde 2019 değerlerine (35 Milyar USD) yaklaşabileceğimiz öngörülmektedir.

Özellikle Antalya, İstanbul, Muğla, Aydın ve Kapadokya’nın sürekli baskılanmış/kontrollü bir salgın yönetimi ile yönetilmesi önemlidir.

Gelelim kısıtlamanın toplum ve birey psikolojisinde etkilerine, tarihte yaşanan büyük kırılma ve dönüşümler incelendiğinde en önemli nedenin, bir bütün olarak insanlığın yaşadığı büyük bunalımlar ve krizler olduğu görülecektir. COVID-19 salgını üzerinden bütün dünyanın yaşadığı tam da böyle bir bunalımdır.

Büyük riskleriyle gelen COVID-19 salgını sonrasında üç temel öngörüden söz edilmektedir. Bunlar, “salgının sadece sağlık sistemini değil, yaşamın bütün boyutlarını etkileyeceği”; “salgın sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” ve “yeni normallerle yaşamaya devam edileceği” öngörüleridir. Bu öngörülerin getireceği yeni arayışlarla birlikte birçok hususun sorgulanması ve sorgulamalar sonucunda da birçok şeyin değişime uğrayacağı aşikârdır.

COVID-19 salgınının, dünya ölçeğinde toplumsal yaşamlar üzerinde belirli etkiler bıraktığı bilinen bir gerçektir. Hastalığın kesin çözümünü ifade eden aşı, ilaç ve tedavi yöntemleri de geliştirilmektedir. Kesin çözüm bulununcaya kadar yaşamı devam ettirmenin bir yolu olarak, “yeni normaller ”den sıklıkla söz edilmeye başlandı.

Bu noktada tartışma kapasitesi olan çok sayıda soru, zihinleri çepeçevre sarmaktadır.

  • Yeni normal, salgın hastalıkların yol açtığı tehlikeyi bertaraf edebilmek için salgınlara karşı tedbirlerle yaşamaya alışmak mıdır?
  • Yeni normal, karşılaşılan ve yaygın etkisi bulunan riskleri nötralize etmenin bir yolu mudur?
  • Yeni normal, doğaya ve insan doğasına vahşi bir şekilde saldıran ve saldırılar sonrasında da bozulan fıtratın neden olduğu riskleri minimize etme, meşrulaştırma ve alıştırma stratejisi olabilir mi?
  • Yeni normal kavramsallaştırması risk toplumu kavramsallaştırma arasında simbiyotik bir ilişki mi var?
  • Yoksa yeni normal, riskler dünyasında insanoğluna nefes alabilmesi için yeni bir alan açma çabası veya bir baş etme stratejisi midir?
  • Son olarak da eski normale dönülebilecek midir? gibi zihinlerde Rus ruleti oynayan sorular cevaplandırılmayı beklemektedir.

Yaşanan salgının ve salgına bağlı ölümlerin psikolojik etkilerini sosyal ilişkiler, belirsizlik ve yaşamsal kırılganlık açısından değerlendirmek gerekmektedir.

Belirsizlik; akılcı olmayan kararlar alma, uygun olmayan davranışlar sergileme, kaygı düzeyinde artış hızlıca, doğruluğu kesin olmayan bilgiler edinip paylaşma gibi psikolojik ve davranışsal olumsuz sonuçları olabilmektedir.

Zihinsel, duygusal ve fiziksel sağlık için diğerleriyle kurulan anlamlı sosyal ilişkiler büyük önem taşımaktadır.

  • COVID-19 süreciyle birlikte sosyal ilişkiler uzaktan yürütülmeye başlanmış ve pek çok sosyal yaşantıya ara verilmek zorunda kalınmıştır.
  • Yaşanan fiziksel izolasyon sonucunda pek çok insan dar fiziksel alanları monoton bir akış içerisinde paylaşmak durumunda kalmaktadır.

Özellikle bireylerin bu süreçte sosyal medyada haber aktarırken olumlu haberlerden çok korku, öfke, endişe gibi yoğun duyguları içeren haberleri yeniden paylaşma eğilimi gösterdikleri bilinmektedir.

Son kapanma ve kısıtlama dönemini içerisinde bayram gibi büyük bir sosyal hareketi bulundurması sosyal ilişkilerimizi buruk ama uygulamak zorunda kaldığımız bir dönem  olarak hatırlayacağız.

Tüm takipçilerin bayramını kutlarken, kapanma ve kısıtlama dönemi sonrası hayatımızda göstermelik/palyatif tedbirlerin olmadığı, her bireyin kurallara gerçekten eşit olarak uyacağı, adil ve etkin kontrollü bir sürecin olmasını diliyorum.

Aksi takdirde son kapanma ve kısıtlama dönemi öncesine benzer  uygulamalar ile  salgınla baş edebilmenin rasyonel ve etkin olamayacağı, başta insan kaynaklarımız olmak üzere zaman, emek ve para kaybına neden olacağı açıktır.

 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin