Deli miyiz, yoksa akıllı mı?

Dr. MEHMET BAHAR

Son günler de pandemi yüzünden davranışlarımız öyle bir hale geldi ki, normal zamanlar da dışarıdan bize bakan ve davranışlarımızı analiz eden birisi “kesin bu adam kafayı yemiş” teşhisi koyardı. Artık virüs kaygısıyla dokunduğumuz her şeye ya dokunmamaya, ya da parmak ucuyla dokunup ilk fırsatta ellerimizi yeniden dezenfekte etmeye çalışıyoruz. 

İnsanları görünce yolumuzu değiştirip, yakın mesafeden karşılaşmamaya çalışıyoruz. Evimize aldığımız tüm eşyaları (yiyecekler dahil), dezenfekte işlemine tabi tutmadan içeri almıyoruz. Pandemi bittikten sonra nasıl normalleşeceğiz, eski alışkanlıklarımıza nasıl döneceğiz. Yaşadığımız bu süreç bizim ruhsal ve fiziksel dünyamızı nasıl etkileyecek hep birlikte yaşayıp göreceğiz. 

İçinde bulunduğumuz süreçteki “normal dışı” davranışlarımız bana yıllar önce okumuş olduğum bir bilimsel deneyi hatırlattı. İzninizle bu hafta bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu deney de bize göstermektedir ki; “delilik ve akıllılık” aslında bir birine çok benzeyen iki kavram ve kim deli, kim akıllı? Tespit etmek pek de kolay değil.

Stanford Üniversitesinden Psikolog Dr. David Rosenhan, Akıllılık ve Delilik arasındaki farkı merak ediyordu. Bu işin eğitimini almış uzmanlar acaba “akıllı veya deli” olup olmadığımızı neye göre ayırt ediyorlardı. Bu sorulardan hareketle bir deney yapmaya karar verdi. 

1969 yılında akıl sağlıklarının yerinde olduğu hastane raporuyla belgelenmiş olan kendisi ile birlikte yedi kişiyi Amerikanın beş eyaletindeki 12 farklı psikiyatri hastahanesine gönderdi. Bizzat kendisinin de bulunduğu bu toplam sekiz kişinin 5’i erkek, üçü kadındı ve içlerinde 3 tanesi psikolog, bir tanesi çocuk doktoru, bir tanesi psikiyatrist, bir tanesi ressam ve bir de ev kadını vardı. Katılımcılar birer sahte isim ve meslek seçtiler ve hastaneye başvurduklarında daha önce kararlaştırıldığı üzere “boş”, “boşluk” ve “hiç” gibi kelimelerin kafalarında sürekli olarak tekrarlandığını belirtmişlerdir. Bu kelime tekrarlamaları dışında herhangi bir farklı davranış göstermemelerine rağmen yapılan görüşme neticesinde tüm sahte hastalar başvurdukları hastaneler tarafından “hasta” olarak kabul edilmişlerdir. 

Hastalar sadece kabul edilmekle kalmayıp aynı zamanda içlerinden bir tanesi hariç hepsine “şizofreni” teşhisi konuldu. Bu kalan tek kişiye de “manik depresif psikoz” teşhisi konulmuştu. Oysa bu hastaların tek yaptıkları şey bir şeyler duyduklarını söylemekten ibaretti. Bunun dışında herhangi başka bir belirti sergilemediler. Deneyin başlangıcında bu yalanın bir kaç güne ortaya çıkacağını zanneden katılımcılar gördüler ki; hastahane personeli dahil herkes onların hasta olduklarına inanmışlardı. Hatta denekler artık yeni belirtiler göstermeyip zaman içinde duyduğunu söyledikleri seslerin kesildiğini söylemeleri bile onları ikna etmeye yetmemişti. İşin daha da garibi hastanede yatan “gerçek” hastalardan bazıları (118 hastadan 35’i) bu kişilerin sahte hasta olduklarını fark etmiş ve onların gazeteci ya da hastaneyi kontrole gelen gizli müfettiş oldukları yolunda şüphelerini dile getirmişlerdir. 

Deneyin başlangıcında birkaç gün yatıp foyaları meydana çıktığında çıkmayı ümit eden deney ekibinin hastaneden çıkmaları 7 ila 52 gün (ortalama 19 gün) arasında bir zaman aldı. Doğruyu söyleseler dahi çıkmanın zor olduğunu gören katılımcılar, yapmaları gereken en doğru davranışın “akıl hastası olduklarını” kabul edip, iyileşmeye çalışıyormuş gibi davranmak olduğun fark ettiler.

Dr. Rosenhan, yapmış olduğu bu çalışmanın sonuçlarını yayınladığında ortalık karıştı ve bazı hastahaneler onu dolandırıcılık ve hilekarlıkla suçladı. Bu çalışma karşısında bir çok klinik deney sonuçlarının kabul edilemez ve düzmece olduğunu, kendi klinik ve hastahanelerinde böyle hatalar olamayacağını iddia ettiler. Hatta içlerinden bir tanesi Dr. Rosenhan’a meydan okuyarak kendilerine daha önce haber vermeksizin yalancı hastalar göndermesini ve kendilerinin bunları yakalayarak bunu ispatlayabileceklerini söyledi. Dr. Rosenhan’ın bu teklifi kabul etmesinden sonra bu hastahane üç aylık süre içerisinde kendilerine başvuran 193 hastanın 41 tanesinin yalancı hasta olduğunu duyurdu. 42 tanesinin de şüpheli konumda olduklarını açıkladı. Oysa bu deneyin asıl şaşırtıcı ve şok edici kısmı ise bu üç aylık süre içinde Dr. Rosenhan o hastaneye hiç kimseyi göndermemişti... 

Kalın sağlıcakla...
 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin