Dünya’nın çivisi veya komplo teorileri

Son bir haftadır olaylar sanki bir bilim kurgu filminin senaryosu gibi gelişiyor. 

Aylardır duyduğumuz korona virüsü öyle yada böyle bizim de kapımızı çaldı. Şu an oturduğumuz yerden müthiş bir panikle ve çaresizlikle olanları TV ekranından ve sosyal medyadan seyrediyoruz. Benzer bir hissi birinci körfez savaşında da hissetmiştim. 7x24 yapılan canlı yayınlar ile bize sanki bir film gibi bu harekat izlettirilmişti. 

Gazetecilik literatürüne de geçen “Embedded Journalism - Gömülü Gazetecilik” kavramı sayesinde operasyon anları bu operasyon ekibin içine yerleştirilen gazeteciler sayesinde tüm Dünya ile anında paylaşılıyordu. Daha sonra “Büyük Kurtarcı!” Amerikan askerinin botlarını öpen Irak’lılar gördük. Ardından da petrole bulanmış zavallı pelikancığın görüntüleri tüm Dünya’ya servis edildi. Yıllar sonra öğrendik ki; tüm bu izlediklerimiz gerçeğin kendisinden çok bir kurguymuş ve bize nasıl görmemiz gerekiyorsa öyle gösterilmiş. Ama artık çok geçti.

Güncel konumuz olan korona virüsü ile ilgili daha önce nokta atışı olarak yapılmış o kadar çok film, dizi, dergi kapağı vb çalışmalar mevcut ki; bu da ister istemez insanın aklına “bu da mı tesadüf?” sorusunu akla getiriyor. En iyi ihtimalle bu virüsün yaşanan doğal bir sürecin sonunda ortaya çıktığını kabul etsek bile birilerinin bunu kendi lehine avantaja çevirmek istedikleri çok açık değil mi?

Şu anda bu virüs riskine en yüksek oranda maruz kalan nesil, bir dünya belleğini bir ömre sığdırmış bilinen adıyla “68 kuşağı” denilen bir nesildir. Bu nesil gaz lambasını da gördü, ikinci dünya savaşı sonrası açlığı ve onun yıllar süren yokluğunu da. Yine bu nesil geçirdiği yaşam boyunca karşılaştığı tüm zorluklardan başarı ile çıkıp, bir insan ömrüne sığmayacak kadar çok felaket, istikrarsızlık, ve teknolojik gelişme ile karşı karşı karşıya geldi. Karakteristik özelliği nedeniyle bu nesil kendi içine kapanmadı ve Dünyayı takip ederek doğru bulmadığı herşeye kafa tuttu ve mücadele etti. Bunun da bedelini ağır ödedi. Çok kitap okuyan ve herşeyi sorgulayan “aç kalan ama avuç açmayan” bu nesil şu anda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Sanki görünmeyen bir el birşeyleri dizayn ediyor gibi. 

Bu neslin yok olması ile birlikte yerine gelecek olan “Y” ve “Z” kuşağı zaten geçirdiği süreç sebebiyle %100 teknoloji bağımlısı bir nesil olup, sosyal medya ve internet hayatlarının tamamını kapsamaktadır. Bırakın internetsiz bir hayatı, bir iki saat süren internet yavaşlamalarına bile tahammülleri yoktur. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; bu nesil önceki nesillere göre “aşırı bireyci” davranış göstermektedir. Uyurken bile cep telefonları ile uyuyan bu nesil neredeyse tüm gününü internet ve sosyal medya da geçirmektedir. Bu sebeple aradıkları en temel şey “hızlı internet bağlantısı”dır. Bu yönüyle manipüle etmek ve kontrol altında tutmak bir nesli hiç bir dönem ki kadar kolay olmamıştı. 

Bu sebeple çok kritik günlerden geçiyoruz ve evlatlarımıza miras olarak bırakacağımız Dünya’nın görüntüsü krizler, savaşlar, salgın hastalıklar ve bol göz yaşı barındırıyor. Bu kontrolsüz saldırı karşısında yapabileceğimiz tek şey “kendimizi korumak”. Bunun da tek yolu bu virüse maruz kalma riskini minimize etmek ve bu saldırıyı boşa çıkarmak. Eğer varsa böyle bir oyun bir kaç hafta kendimizi izole ederek, bu oyunu boşa çıkarmak mümkün. Bunu kendimiz için yapmıyorsanız bile evlatlarımız için yapmamız şart.

Kalın sağlıcakla...
 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin