Galiba huzur

Son yıllarda Türk Turizmcilerinin yurt dışındaki başarılarını takip ediyorsunuzdur.

Hindistan’dan, Amerika’ya, Japonya’dan İspanya’ya turizm dünyasının en önemli otel markalarının ve prestijli işletmelerin başında bir Türk turizmciyi görmek gayet olası.

Benim de dört arkadaşım yılın birkaç ayında tecrübelerini yurt dışındaki önemli tatil destinasyonlarında değerlendiriyorlar.

Hem katkı sağlıyorlar, hem oradaki farklılıkları öğreniyorlar.

Birkaç gündür onlarla toplantı halindeyiz. Aslında hepsi Antalya’yı ve evini özlemiş. Ama ‘doğduğun değil, doyduğun yer’ diyerek  bulundukları ülkeleri de kanıksamışlar.

Toplantı aralarında onların dünyasına dair tüyolar almaya çalıştım.

Önce Vedat’a sordum, ‘insan Girit’e niye gider ’?

Hiç tereddüt etmeden başladı sıralamaya, ‘Girit Akdeniz’in 5. Büyük adası ve güneyindeki Lübnan denizinden gelen esinti sayesinde sürekli bir serinliği vardır.

Kıyılarındaki birbirinden güzel ve tertemiz yüzlerce koy ve sahilin arkasından dağlar yükselir.

Girit’teki yiyeceklerin hepsi organiktir, GDO lu ürünler Girit’e sokulmaz.

O yüzden yiyeceklerin lezzeti anlatılır gibi değildir.

Sebze ve yeşillikler ile et yemekleri nefistir. Yollar dardır. Lüks araba pek bulunmaz, arabaların çoğunluğu küçük çizik ve çarpıklarla doludur.

Kimse buna takılmaz.

İnsanlar özgürlüğüne çok düşkündür, kendilerini ‘Girit’li’ diye tanımlarlar. Kavga, döğüş, hırsızlık neredeyse yok denecek kadar azdır.

Geceden sabaha kadar sokaklarda dolaşsan dönüp bir kişi bile sana bakmaz. Müziksiz yapamazlar, Buzuki önemlidir, zeytinyağı, ev rakısı ve şarap hayatın ayrılmaz parçalarıdır.

Knossos ve Festos Avrupa’daki uygarlığın başlangıcı olarak kabul edilir.

Retymo ve Hanya huzurun doruğa çıktığı yerlerdir. Anlatılmaz, ancak yaşanır…’ dedi.

Mesut’a döndüm, ‘Mesut insan neden Dubai’ye gider’?

‘Bu başka bir dünya’ diye söze girdi. ‘Burada sebze meyve pek bulunmaz. Lübnan denizindeki rüzgâr da pek ulaşmaz buralara.

Ama insanın aklını alabilecek mega bir dünya savurur sizi oradan oraya.

Çöl ortasından yükselen dev binaların yanında nasıl küçücük kaldığını fark eder insan bir an.

Burada her şey ‘dünyanın ennnn ….’ diye başlar ve sürer gider.

Siz gökdelenlerin en tepesini görmeye çalışırken,  Dünyanın en lüks ve pahalı arabaları geçer yanı başınızdan.

Denizin içindeki Palmiye adasının doldurulmasının ve üzerine yüzlerce ev ve otel kondurulmasının hikâyesini defalarca dinleyebilirsiniz.

Her defasında bir başka ayrıntı takılır aklınıza.

Örneğin dünyadaki en çok vinç Dubai’de bulunur. Dünyanın en devasa AVM leri de Dubai’dedir.

İçinde kayakla atlama pisti olan AVM de Dubai’dedir.

İslamiyetin sakin ve dingin bir esintisi hissedilir her yerde. Camiler birer sanat eseri gibidir. Hırsızlık neredeyse sıfırdır.

Kavga ve polisiye bir olaya 3 yıldır hiç rastlamadım.’

 

 

Saim nedir insanları Fas’a çeken’? diye konuyu Asya’dan, Afrika’ya taşıdım.

‘Gizemdir bence’ dedi.

‘Atlas okyanusu ile Atlas dağları arasındaki bu ülkenin en büyük özelliği gizemidir.

Medina adı verilen Eskişehirlerde dolaşırken, zamanın durmuş olduğunu, sanki MS. 2 yy yaşıyormuş gibi hissedersiniz kendinizi dedi.

Tavuk ve Kuskus ile bol şekerli naneli çay günlük hayatın vazgeçilmezidir.

 Yüksek bina, gökdelen yoktur.

Hayat göründüğü gibi ve yatay yaşanır. Evler binalar genelde toprak rengindedir. İnsanlar herhalde daha sade olamazdı.

Yabancılar baş tacıdır. Neredeyse Herkes Fransızca konuşur. Kadınlar özgür ve rahattır.

Marakeş bütün insanların görmek istedikleri bir Dünya markasıdır. Temizlik pek yoktur.

Keşmekeş içindeki mütevazi hayata orada yaşayan yabancılar da ayak uydurur.

Camiler güzel, ezanlar bizimki kadar yanık ve içten değildir.

Serdar Kıbrıs’a neden gidilir’? diye devam ettim.

‘Casinolar için gelen Türkleri ayrı düşünürsek, gezmeye, görmeye, yüzmeye, yürümeye ‘ dedi ve devam etti:

’Kıbrıs iki bin yıldır, Filistin ve Avrupa arasındaki en önemli istasyonlardan biri olarak birçok Halkın geçiş noktası olmuştur.

Dolayısı ile savunma için dağların tepesine kondurulan kale ve kuleler adayı doğal bir film setine döndürmüştür.

Yoğurdu, Sütü, Peyniri, Patatesi çok lezzetlidir. Arabalar küçük, yollar dardır.

Nüfus az ve insanlar birbirine aşinadır.

Hırsızlık, kavga, döğüş çok ama çok nadirdir.

Kıbrıs’ta 300 gün güneş vardır. Kıbrıs ne Avrupa, ne Asya, ne Balkan, ne Ortadoğu’dur. Kıbrıs, Kıbrıstır…

3 kıtadan 4 Ülke…

Yukarıda bahsi geçen yerlere yılda yaklaşık 35 milyon turist gidiyor. Tek ortak yönleri var; Huzur ve Barış ortamı.

Turizmde son dönemde Güneş, Kum, Denizin önüne geçen güven ortamını sağlayan ülkeler bir adım öne geçiyor.

Gerek iç, gerek dış siyasetin son dönemde hararetli geçtiği ülkemizde Turistin huzur ve güvenliğine dair hiçbir olumsuzluğun olmadığını ve her yıl Türkiye’yi ziyaret eden 30 milyon turistin ülkesine mutlu döndüğünü anlatmak artık biz turizmcilere düşüyor.       

 

 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin