İnsan en çok yalanı kendine söyler

Bugünlerde hangi otelci arkadaş ile görüşsem ve “işler nasıl?” diye sorsam. Hep birlikte ağız birliği etmişcesine işlerinin çok iyi olduğunu, otellerinin şimdiden dolduğunu, geçen senenin çok çok üzerinde bir gerçekleşme olduğunu söyleyip duruyorlar.

Oysa mail kutuma gelen “aksiyonlar” ve “open sale” duyuruları çizilen bu imajın tam da tersini söylüyor. 
Otelcilik ile bağlantılı işler yapan dostlarımla konuştuğumda (taşımacı, otellere mal ve hizmet verenler vs) işlerin geçen yıldan bile kötü olduğunu söylüyorlar.

Ben görüştüğüm ve gerçekten uzun yıllardır tanıdığım bu arkadaşlarımın bana bilerek yalan söylemediklerine de eminim. 

Peki, nedir bu ortaya çıkan çelişkinin sebebi diye düşünürken, İnternette rastladığım yaşanmış ilginç bir olayda aradığım cevabı buldum.

Aslında bu örnek olay günümüzde politikadan ekonomiye birçok konuya da güzel bir örnek oluşturabilir ama ben kendi adıma değerlendiriyorum.

1950 yılında ABD de Lake City kasabasında yaşayan ve sıradan bir ev kadını olan Marion Keech, adının Sananda olduğunu iddia ettiği bir varlıktan mesajlar aldığını 21 Aralık tarihinde gerçekleşecek bir felaketle dünya yaşamının sona ereceğini iddia etti. 

Sadece kendisine inanları koruyacağını ve 21 Aralıkta felaket öncesi bir uçan dairenin gelerek kendilerini alacağını duyurdu. 
Gün geçtikçe Sananda’ya inanlar artarken, evlerini satan, eşini ve ailesini terk edenler, kariyerlerini bırakanlar bir araya gelip bir tarikat kurdular ve bu uçan daireyi beklemeye başladılar. 

21 Aralık gecesi tüm medya tarikat üyelerinin toplandığı evde beklemeye başladı. 

Saat 12’yi vurduğunda ne sel, ne deprem oldu. Ne de uçan dairesiyle Sananda onları almaya geldi. 

Başlangıçta perdelerini basına kapatan Sananda üyeleri, sanki hiç birşey olmamışcasına basın üyelerini heyecanla eve davet ettiler. 

Tarikat üyelerinin heyecanla söyledikleri şey ise bu tarikat üyelerinin toplanıp dünya için dua etmeleri sebebiyle Sananda’yı etkiledikleri ve Sananda’nın dünyaya felaket göndermekten vazgeçtiğiydi. 

21 Aralık’ta varını yoğunu bu tarikata adayan bu insanlar “biz ne yaptık? Nasıl inandık bu saçmalıklara?” diyeceklerine sabaha kadar Sananda’yı ve dünyayı kurtarışlarını kutladılar. 

Bu olay o zamanlar genç bir akademisyen olan Psikolog Leon Festinger’in dikkatini çekti ve yaptığı deneylerde benzer sonuçlar alınca “Bilişsel Çelişki Teorimi” ni ortaya koydu.

Bu teorinin temeli; insanın yaptığı ve düşündüğü bir şeyle çelişmemesi için kendini bilinçsiz bir şekilde o şey doğrultusunda düşünmeye ve davranmaya yöneltmesidir. 

Bu teoriyi “insanlardan yalan söylenmesi istendiğinde ve kendilerini haklı çıkaracak bir neden verilmediğinde, söyleyecekleri yalanın doğru olduğuna kendilerini inandırırlar” şeklinde tanımlayanlar da mevcuttur.

Festinger’in deneyi özetle; Deney amaçlı bir çağrılan deneklere 1 saat boyunca sıkıcı bir iş yaptırılır ve bu deneyin sonunda kendisinden sonra gelecek olan ve kapıda bekleyen deneye bu deney ile ilgili “olumlu ve iyi şeyler” söylenmesi tembih edilir. 
Bu talepte bulunduklarından bir kısmına bu olumlu konuşma yapması karşılığında 20 dolar verilirken, bir diğer denek grubuna ise herhangi bir ödeme yapılmaz. 

Ortaya çıkan şaşırtıcı sonuç şu: 

Kendilerine 20 dolar ödeme yapılan kişiler, bir sonraki katılımcılara bu işin ne kadar sıkıcı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirler. 

Ancak ödeme yapılmayan gruptakiler ise yaptıkları işin aslında ne kadar sıkıcı olduğunu kendilerine bile itiraf etmekten çekindikleri için bir sonraki katılımcılara deneyin ne kadar eğlenceli olduğundan bahsederler. 

Daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek gerekirse, bir kadın âşık olduğu adamı uzaktan tanımaktadır. 

Kadına göre adam “mükemmeldir” Gerçekten de uzaktan bakıldığında çevresi tarafından ilgiyle bahsedilen, oldukça “iyi” bir kişidir. 

Ancak sonradan bu adamın, aslında bir kiralık katil olduğunu öğrensin. 

Bu durum, algısal olarak yıkıcı bir sonuç doğuracaktır. 

Normal şartlarda “kiralık katil” olduğu bilinen bir kişi “kötü” kabul edilir. 

Zaten bu duyulduğu an, çevresi de ondan kötü bahsedecektir.

Ancak yukarıda ki örneğimizde; kadın, bir bilişsel çelişkiye düşer. 

Adama olan aşkı bir şekilde devam etmektedir. 

Ancak önceki düşünceleri ve şu anki duyguları, gerçekle uyumsuzluk gösterir. 

Kadın, önce bir çelişkiye düşse de, zamanla bunu atmaya başlar. 

Hala adamın iyi olduğunu düşünmektedir. Hatta belki eskisine göre daha iyi!!!

Bu sebeple herkesin hep bir ağızdan sezon çok iyi gidiyor dediği ve inandığı bir ortamda, rakamlar ve manzara aksini gösterse de birilerinin “Kral çıplak” demesini beklemek anlamsız.

MAKALE YORUMLARI
  • Zafer Cengiz
    Turizm piyasasinda oluşan fiili durumun psikolojik boyutlarına ilişkin derinlemesine değerlendirmeler "elbette belirsizliklere ışık" tutabilir. Fakat ömür boyu kendisini kandıran insanların "ölüm döşeğinde olsun" aklı başına gelmesi ve "gerçekleri idrak etmesi" beklenmez mi? Mevcut durumun can alıcı püf noktası da bu değil midir? #TurizmdeÇÖZÜM #TAG
    01.07.2018
  • Akademik vatandaş
    sayın Yazar, Düşüncenizi güçlendirmek için kullandığınız örnek olaylar Bilişsel Çelişki Kuramı ile örtüşmemektedir. Bu kuram göre kişiler, kendi inançları için sonradan ortaya çıkan uyumsuzlukları (gerçeklikleri) kabul etmeme iradesini gösterebilirler. Eğer bir konuya tamamen inanıyorsak, onun yanlış olmasını istemeyiz. İşte tam bu nokta da gerçeklerle yüzleşmekten ya kaçılır, ya da ona karşı konulur. Kurama göre, insanlar veya toplumlar inandıkları şeylere karşı gelen konulara saldırma eğilimindedir. Bunu yaparken farklı metotlar dener. Örneğin, karşı görüş hiç var olmamış gibi davranır. Yani onu duymamazlıktan gelir. Böylece uyumsuzlukla yüzleşmez ve bir nebze olsun kendini kandırmaya devam eder. Ancak bunu yaparken o kadar başarılıdır ki, bunun bir kandırma olduğunu fark etmez. Diğer bir yöntem ise, ne olursa olsun değerlerini ve ihtiyaçlarını savunmasıdır. Bunun için saldırgan bir tavır alır, karşıt görüşü sadece çürütmek istemez onu yok etme arzusu da duyar. Çünkü bu kendisine yapılmış bir saldırıdır. Bazen de savunduğu değerler ile ihtiyaçları uyumsuzluk gösterebilir. Burada da faydacı yaklaşımı benimser. Örneğin, otobüste koltukta otururken, şoförün çok yolcu almasınının etik olmadığını, sağlıklı olmadığını iddia ederken (kendi değerleri doğrultusunda), bir gün sonra dolu otobüse kendisi zorla binmeye çalışarak, insanların biraz daha sıkışmasını yer açmasını isteyebilir. Kendisinin işe geç kalacağını, mağdur edilmemesini talep edebilir. İtiraz edenlerle sahip olduğu ve dün savunduğu değerleri göz ardı edebilir. Bu bağlamda vermiş olduğunuz örnekler bu sosyo-psikoloji alanında bu kuram ile örtüşmemektedir. Saygılarımla.
    02.07.2018
Sizde Yorum Ekleyin