KİME GÖRE VE NEYE GÖRE KALİFİYE?

Sektörün hareketlendiği şu günlerde “kalifiye personel” çığlıkları tekrar yükselmeye başladı.

Kalifiye (nitelikli) personel; kime göre, neye göre?

Personelin nitelikli olduğunu nereden anlarız?

Nitelikli olmanın kıstasları nedir? Bir standardı var mıdır?

Nitelikli bir garson, barmen ya da room maidin elindeki diplomasına mı bakılır, eğitim sertifikasına mı, yoksa referans mektubuna mı?

Bir barmen kaç kokteyl biliyorsa niteliklidir?

French style servis yapabilen garson mu yeterince niteliklidir, yoksa 1000 kişilik restoranda misafirin yemeği bitmeden içkisini yetiştirebilen mi?

Yabancı bir dili çok iyi derecede konuşabilen resepsiyonist mi niteliklidir? Yoksa 15 yıldır deskin arkasından çıkamamış resepsiyonist mi niteliklidir?

Bir room maid günde kaç oda yaparsa niteliklidir sizce? 20 mi, 30 mu, 40 mı?

Kafalar karışık.

Peki ya nitelikli yönetim anlayışı?

Patron o nitelikli diye adlandırılan çalışana yetenekleri, tecrübesi, nitelik derecesine göre hak ettiği maaşı vermeye hazır mı?

O nitelikli personele, nitelikli yaşam standartlarını lojmanında sunmaya hazır mı?

Yoksa French Style servis beklenen o garson arkadaşımız 8 kişi ile kaldığı odasında, her sabah demir ranzasına uzanıp duş sırasının kendisine gelmesi için 1,5 saat beklemek zorunda mı?

Nitelikli dediğimiz ve her sezon yana yana aradığımız o çalışanların kapalı sezonda mağduriyetlerini en aza indirecek, işletmeye sadakatini sağlayacak ve yeni sezonda işlerini garanti edebilecek bir bütçe ya da planlama yapmaya yanaşıyor mu?

Peki ya kalifiye (nitelikli) yönetici?

Nitelikli yönetici arkadaşım, meslektaşım! Ya biz?

İşe alacağımız personelin nitelikliliğini ölçebilecek niteliklere kendimiz sahip miyiz peki?

Mesela çok iyi İngilizcesi olsun dediğimiz resepsiyonist ile İngilizce mülakat yapabiliyor muyuz? Yoksa misafir ilişkileri müdüründen destek mi alıyoruz?

Bir barmen mülakatında barmenden yapmasını istediğimiz bloody mary yerine bize sex on the beach yaparsa, bunu hemen fark edebilir miyiz? (Kızmayın, zira ben fark edemeyenleri gördüm). Bir mojito ile caipirinhayı birbirinden ayırt edebiliyor muyuz? 

Bütçemize nitelikli çalışan giderlerini (maaş, pirim, lojman vs vs) olması gerektiği gibi koyup, bunu patronumuza onaylatabiliyor muyuz?

Çalışanların insanca bir çalışma ve yaşam ortamına sahip olması için gerekli düzenlemeleri yapabiliyor muyuz? Çalışanlarımıza vakit ayırıyor muyuz?

 En son ne zaman bir meydancının omuzuna dokunup ona adıyla hitap ederek “kolay gelsin” dedik acaba?  Dün öğlen yemeğinde personelin yemek mönüsünde ne vardı mesela?

Hatırlıyor muyuz? Bir departman çalışanlarımızla koca sezonda bir günümüzü ayırıp piknik yapabiliyor muyuz?

Nitelikli insan gücü sektör için yeni bir sorun değil. Ülkemizde turizmin başladığı 80’li yılların başından beridir aynı sorun var. O zamanlar elimizi sallasak nitelikli turizm çalışanına mı değiyordu? O zamanlarda ülkemiz turizmine yön veren yabancı yatırımcılar vardı ve biz onlardan çok şey öğrendik. Şehir dışından mülakat için gelecek olanların yol ve konaklama masrafları karşılanırdı. Bütçelerine personel için eğitim harcamaları koyarlardı mesela. Nisanda açılacak otelin personelinin en az %70 i mart başında toplanır, bütün ihtiyaçları karşılanarak açılışa kadar bir ay boyunca mesleki eğitim verilirdi. Dil eksiği olan personel için bütün sezon boyunca dil dersi verilirdi. 

Nitelikli olmayan personele böylece nitelik kazandırılırdı. “Nitelikli personel bulamıyoruz” diye hiçbir yönetici sızlanmaz, elindekini hemen eğitmeye başlardı.

Peki günümüzde bunların hangisini yapabiliyoruz. Kaç meslektaşım personelini sezon açılışından 1 ay önce toplayabiliyor? Peki kaçımız başta kendimiz olmak üzere departman müdürleri ile eğitim programı hazırlayabilecek ve 1 ay boyunca personeli bir öğretmen gibi eğitecek niteliklere sahibiz? Kaçımız bir yabancı dili günde 1 saat ayırıp çalışanlarımıza dil dersi verebilecek seviyede konuşup yazabiliyoruz?

 

2 yıldır yaşadığımız pandemi döneminde kaderiyle baş başa bırakıp, görmezden geldiğimiz personelimizin en azından bir kısmını uzun ve iyi bir eğitime alacak kadar bol bol zamanımız vardı. Hangimiz bu zamanı eğitim için kullandı?

 

Böylesine kriz dönemlerinde masrafları en aza indirmek elbette kaçınılmazdır. Ve de elzemdir. Ama bizimki gibi emek yoğun bir sektörlerde, insanın en başta gelen ve en önemli unsur olduğu bir sektörde personele harcanan para masraf değil, yatırımdır.

 

Bu yatırımı yapanlar kazandı. Yapmayanların nitelikli personel bulma gayretiyle 100₺-200₺ fazla verip komşu otelin personelini ayartmaktan başka bir çaresi kalmadı.

O nedenle …

Eğitim şart.

 

 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin