Küresel ısınma ve turizme etkileri

Dün bir haber düştü internet sitelerine “Norveç tarihinin en sıcak kış günü: 19 derece ile mevsim normallerinin 25 derece üzerinde” diye. Oysa aynı anda Antalya’da günün en yüksek ısısı 16 derece idi. Bundan tam 5 yıl önce yine bir Ocak ayında ziyaret ettiğim Norveçin başkenti Oslo’da kaldığım bir hafta boyunca hava sıcaklığı -15 civarındaydı ve her yer kar altındaydı. Sadece son 5 yılda yaşanan bu devasa iklim değişimi hiç süphesiz sadece Norveç’te hissedilmiyor. Yaşadığım şehir olan Antalya’da da geçtiğimiz Aralık ayı yazdan kalma bir dönem geçirdi. Sadece Antalya değil, haftada 1 gün ders vermek için bulunduğum, Kapadokya bölgesi de Antalya’dan farklı değildi. Bu sezonun başında Nisan ayında Antalya’nın karşılaştığı hava koşullarını otelci arkadaşlarım çok iyi hatırlayacaklardır. Nisan’daki hava Antalya’da kışın bile görülmediği kadar kötü geçmişti ve açık olan bir çok otelde operasyon bir hayli zor olmuştu. Hatta tarihinde görülmediği kadar fırtınalar ve hortumlar oluşmuş, daha yeni kullanıma açılan Konyaaltı Sahil Parkı başta olmak üzere bir çok bina ve sera zarar görmüştü. Bu dönemde tatile gelen misafirlerin yaşadığı mutsuzluğu ve bunun otellere reklamasyon olarak geri döndüğünü tüm meslektaşlarım yakından biliyorlar. Zaten sezon başı olması sebebiyle neredeyse zararına işletilen oteller ödedikleri bu reklamasyon bedelleri ile sezona eksi (zarar) bütçe ile başlamak zorunda kalmışlardı.

Tüm bu olaylar şüphesiz İnsanoğlu’nun yaşadığı bu Dünya’ya verdiği zararların en gözle görülen etkilerinden başka birşey değildi. Gereksiz şekile kullanılan kimyasalların ozon tabakasını delmesinden tutunda, heryerde kullandığımız ısıtıcı ve soğutucu cihazların kullanımına kadar bir şey buna sebep olmaktadır. Ayrıca kullandığımız arabaların çıkardığı eksoz gazları ve karbon salınımı sebebiyle Dünya daha önce hiç olmadığı kadar ısınmakta ve kutuplardaki buzullar her geçen gün erimektedir. Artık gelinen nokta Kuzey kutup bölgesinde bulunan Norveçte bile 03 Ocak tarihinde hava sıcaklığının 19 dereceye ulaşması şeklinde olmuştur. 

Turizm teslisi dediğimiz 3S yani Deniz (Sea), Güneş (Sun), Kum (Sand) bizim turizm sektörümüzün en önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. Bu sebeple gerek kendi ülkemizde, gerekse bize turist gönderen potansiyel ülkelerdeki bu iklim değişiklikleri bizim için hayati öneme sahiptir. Şöyle ki; Ülkemiz açısından değerlendirdiğimiz de yaşanan bu iklim kaymaları ve mevsim normalleri dışında seyreden iklim koşulları otelci ve seyahat acentalarını öngörülemez bir konuma doğru sürüklemektedir. Bu da yaptıkları bütçe çalışmaları ve planlamalar da ciddi hatalar ve sapmalara neden olmaktadır. Bilindiği üzere bazı tesislerimiz fiziki koşulları ve mimari yapıları nedeniyle kış operasyonuna uygun dizayn edilmemişlerdir. Bu sebeple bu tesislerin kış döneminde operasyon yapmaları pek mümkün değildir. Bu tür oteller sezon başı ve sezon sonunda yaşanan süpriz yağmurlardan bile negatif etkilenmekte ve operasyonlarında sorunlar meydana gelmektedir. Yaşanan bu iklim değişilkliği sebebiyle ortaya çıkan işletme zaaflarının her ne yapılırsa yapılsın telafisi mümkün olmamakta ve misafirler ya oteli terk etmekte ya da yaşadığı bu durumu belgeleyerek ödediği tatil parasını fazlası ile geri alabilmektedir. Ayrıca yine bu yıl da olduğu gibi Kasım Aralık ayında da havaların Ekim ayındaki gibi güzel ve ssıcak seyretmesi sebebiyle uzatılabilecek turizm sezonu maalesef geleneksel uçak planlaması sebebiyle Ekim sonunda sona erdirilmiştir. Son anda ilave konulan bir iki uçak çabaları bu mevcut sıcak iklim durumunu avantaja maalesef dönüştürememiştir. 

Asıl benim değinmek istediğim bu küresel ısınmanın bir diğer ve belki de daha da önemli yönü; bize turist gönderen ülkelerdeki bu değişimin bizi nasıl etkileyeceğidir? Türkiye’ye gelen turist profiline baktığımızda genellikle soğuk kış ikliminin hüküm sürdüğü ve özellikle yaz aylarında da güneşli günleri limitli olan ülkelerdeki turistlerin bu “güneşli günler” özlemiyle ülkemize geldiğini görmekteyiz. Geçtiğimiz yıllarda bir çok kez hep birlikte gördük ki; arzu duyduğu “güneşli günleri” iklim değişikliği nedeniyle kendi ülkesinde karşılayabilir olduğunda bu misafirler bize gelmek yerine tatillerini kendi ülkeleri içinde geçirmeyi tercih etmektedirler. Bu bulguyu doğrulayan bir çok istatistiki çalışma mevcuttur. Benzer durum kış turizmimiz içinde geçerlidir. Zamanında yağmayan kar sebebiyle kış turizminin süresi kısalmaktadır. Bu da zaten yaza göre bir hayli kısa olan kış turizmi tesislerinin karlılıklarını önemli ölçüde negatif etkilemektedir. Bu yıl belki de tarihinde ilk kez yılbaşında yeteri kadar kar olmaması sebebiyle Uludağ’daki oteller %50 dolulukla çalışmak zorunda kaldılar.  

Peki tüm bu yaşanan olumsuz gelişmeler karşısında ne yapılabilir? Bu konuda bireysel olarak yapabileceğimiz bir çok şey olduğu gibi ülkesel olarakda yapabileceklerimiz mevcuttur. Hele turizmden bu kadar gelir eden bir ülke olduğumuzu düşündüğünüzde bu konuda birşeylerin yapılması bir tercih değil zorunluluktur. Yapılacak yasal düzenlemeler ile tüm ülke çapında küresel ısınmayı önleyici tedbirler acilen alınmalı ve eksiksiz bir şekilde uygulamaya koyulmalıdır. Bu sebeple sembolik olarak bile olsa filtre takılmamış 5 termik santralin kapatılmasını önemsiyorum. Benzer çevresel zararı olan tüm uygulamalara son verecek yol ve yöntemler geliştirmek ve hatta bu konuda tüm Dünya’ya örnek ve öncü olmak zorunluluğumuz vardır. 

Çünkü bir kızılderili atasözünde dediği gibi; “Bu Dünya Bize Atalarımızdan Miraz Kalmadı, Biz Onu Torunlarımızdan Ödünç Aldık”.

Kalın sağlıcakla...
 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin