Ne olacak şimdi?

Dr. Mehmet Bahar

Normalleşmeye başladığımız 1 Hazirandan bu yana yapılan tüm uyarılara rağmen günlük vaka sayısını 1000’in altına düşürmeyi başaramadık. Düşmemekte direnen vaka sayıları Türkiye’ye turist gönderen Avrupa Birliği ülkeleri için arzu ettikleri mazereti de elde etmelerine imkan vermektedir.

Düşmeyen vaka sayılarını, tedavide kullanılan yöntemleri ve ilaçları bahane ederek Türkiye’ye karşı uyguladıkları seyahat yasağı uyarısını kaldırmamakta direniyorlar. Siyasi olarak alınan bu karar aynı zamanda pandemi sayesinde ağır yara almış Avrupa Birliği ekonomisini de ayağa kaldırma çabaları, kaynakların Avrupa Birliği ülkeler içinde kullanma arzusu da yerine getirmektedir.

Bir başka büyük pazarımız olan Rusya’da ise vaka sayılarının bir türlü azalmaması, bu pazara bel bağlayan sektörün geçirdiği krizin iyice derinleşmesine sebep olmuştur. Her ne kadar İngiltere cesur ve örnek bir karar alarak turistik uçuş ve seyahatlere imkan sağladıysa da tesislerin fazlalığı İngiliz misafirlerin varlığıyla telafi edilemeyecek boyuttadır. Özellikle sayısal olarak Ege’ye göre daha az İngiliz misafir ağırlayan Antalya için bu rakam “can suyu” olmaktan bile çok uzaktır.

Her ne kadar iç pazarda bir kıpırdanma gözükse de, yaşanan ekonomik kriz, üniversite sınavları, kurban bayramının kısa olması da istenilen artışı sağlamaktan bir hayli uzaktır. Sektörde 1 milyonun üzerinde olan kayıtlı çalışan sayısının %50 den fazlası işsiz kalma riski ile karşı karşıyadır.

Geçtiğimiz yıl 15 milyondan fazla yabancı misafir ağırlayan Antalya, bunun onda biri kadarı ile bu yıl yetinecek gibi gözüküyor. Bu yıl turizm sektörü sağladığı döviz girdisi ve ödemeler dengesindeki olumlu etkisinin gerçekleşemeyecek olması milli ekonomiyi daha da zor durumda bırakacaktır. Bu zararın boyutu turizm gelirlerinin ekonomiye çarpan etkisi ve girdi sağladığı altmışa yakın sektörün varlığı sebebiyle tahminlerin çok üzerinde gerçekleşeceği düşünülmektedir.

Hükümetin sağladığı kısa çalışma ödeneği ve işten çıkarma yasağı sebebiyle bu kriz henüz gerçek boyutları ile hissedilmemekle birlikte otellerin açılacağını ümitle bekleyen emekçilerin umutları her geçen gün azalmaktadır. 1 Ağustos itibariyle kısa çalışma ödeneğinin sona ermesi durumunda bu tablo daha da net ortaya çıkacaktır.

Tüm bu yaşananların sonunda gerek Dünya’da gerekse Ülkemiz’de sonbaharda yaşanması beklenen 2. dalga salgın vakaları, ağır hasarla da olsa bu krizi atlatmayı başaran işletmelerin kendilerini toparlamadan batmalarına sebep olacaktır.

Aşı ile ilgili Dünya’nın değişik yerlerinde yapılan araştırmalar ile ilgili, Oxford üniversitenin yapmış olduğu çalışmanın sonuca en yakın olduğu otoriteler tarafından dile getirilmektedir. Geçtiğimiz günlerde daha önce “eylül ayı” olarak duyurdukları aşının normal insanlar da kullanım tarihini revize ederek, kış aylarında (muhtemelen aralık ayında) gerçekleşebileceğini duyurdular. Yapılan ön anlaşmalar sebebiyle bu aşı bulunsa bile, öncelikli olarak 100 milyon dozunun kendi için kullanacağını, daha sonra 400 milyon doz’un Almanya, Fransa ve Hollanda’ya gönderileceğini, daha sonraki 400 milyon doz’un ise Amerika’ya gönderileceğini aşıyı üretecek olan AstraZeneca firması yetkilileri duyurdu. Bu durumda en iyi ihtimalle Aralık ayında üretime başlanan aşının ülkemize gelmesi şubat, mart ayını bulacağı tahmin edilmektedir.

Pandemi nedeniyle Dünya’da öngörülen kayıp 1.2 trilyon dolar olup, bunun Türkiye’ye yansıması 16 milyar doları bulacağı tahmin edilmektedir. Türkiye için beklenen turizmdeki daralma %50 dolaylarında iken bunun Antalya’ya yansıması %70 lere varacağı düşünülmektedir.

Tüm bu veriler ışığında hiç vakit geçirmeden yapılması gerekenler;

  • Olası ikinci dalga vakaları ile ilgili şimdiden gerek sağlık altyapısı olarak gerekse, operasyonel olarak gerekli tedbirler acilen alınmalı ve bu dalganın en az hasarla geçmesi sağlanmalıdır.
  • Bu krizi ağır yaralar alarak atlatmış olan işletmeler başta olmak üzere tüm zarar gören turizm işletmeleri ikinci dalga karşısında mutlaka koruma altına alınmalı, şirket iflasları geçici süre için yasal olarak yasaklanmalı, gerekiyorsa zor durumda olan şirketlerin “kayyum” atanarak bu krizden çıkmaları sağlanmalıdır. Bu konuda kamu bankaları kadar özel bankaların da taşın altına ellerini koymaları sağlanmalıdır.
  • Sektörden işsizlik nedeniyle mağdur olan ve her an başka sektörlere kayma ihtimali bulunan yetişmiş kalifiye elemanların kaybının önüne geçilmesi için “sektöre özel” işsizlik sigortası uygulamaları devreye alınmalı. Ayrıca benzer krizlerin gelecekte de yaşanmaması için, sektör elemanlarının işlerini güvence altına alan “Zorunlu” bireysel emeklilik benzeri sigorta sistemi kurulmalıdır.
  • Avrupa’nın uyguladığı seyahat yasağının kaldırılması konusunda baskı yapabilmek için “Tüm Avrupa’da yaşayan soydaşlarımıza yönelik, birikimlerini Türkiye’ye getirmeleri konusunda kampanya başlatılmalıdır. Hatta gelecek bu birikimlerin bir defaya mahsus olmak üzere, “nereden buldun?” diye sorulmadan kayıt altına alması sağlanmalıdır. Bu sayede hem Avrupa üzerinde bir ekonomik baskı oluşturulmuş olur, hem de gelen bu nakit ile ekonomimiz de rahatlama ve döviz kuru üzerindeki baskı azalmış olur.

Bu listeye de sizinde ekleyecekleriniz mutlaka vardır. Bu yazının altına yorumlar bölümüne eklerseniz sevinirim.

Güzel bir hafta diliyorum. Kalın sağlıcakla...

 

 

MAKALE YORUMLARI
  • Süleyman bilgili
    Kalemine sağlık arkadaşım,Bence bu yıl kayıp görüp önümüzdeki sezon için Aralık ayından itibaren,koltuk,tanıtım,ve olabilecek vb.destekler için yoğunlaşmak kaynaklarımızı bekletmek mantıklı gözüküyor,bu yıl olmayacak talebi yaratmak için yapılacak indirimler sektöre zarar verecektir.
    16.07.2020
Sizde Yorum Ekleyin