OTEL Mİ, HAPİSHANE Mİ?

Uzun ve yorucu bir dönemin ardından yaşanılan tatil özlemi nedeniyle erken rezervasyon kampanyasından da yararlarınarak yaz için dinlenebileceğim, enerjimi yeniden kazanabileceğin bir tatilin hayalini kuruyordum. 

Bu sebeple sosyal medya üzerinden sürekli olarak reklamını gördüğüm ve eşten dostan da methini duyduğum ultra lüx 5 yıldızlı bir otelin çağrı merkezi numarasını aradım. 

Eşim, ben ve 1 çocuğum ile 10 Temmuz - 17 Temmuz tarihleri arası bir tatil planladığımı, bunun için ne kadar ücret ödemem gerektiğini sordum. 

Çok nazik bir dille yardımcı olan görevli, Standart oda için 3.500 TL ödemem gerektiğini, Deluxe oda içinse 4.500 TL ödemem gerektiğini söyledi. 

Standart oda ile Deluxe odanın farkı nedir diye sorduğumda, 1.000 TL dedi. Ben de rakamsal farkı kastetmediğimi, odanın bu fiyatı doğuran ne gibi ekstra özellikleri olduğunu sorduğumu yineleyince, odanın deniz gören ve daha lüx donanıma sahip ve daha büyük m2’ye sahip olduğunu söyledi.

Deluxe oda olarak rezervasyonumu yaptırdım ve o mutlu günün gelmesini iple çekmeye başladım. 

Tatilboyunca hiç bir işle ilgilenmeyecek, gün boyu tembel tembel güneş altında yatacak ve denize girecektim. 

Nihayet o mutlu gün geldiğinde eşim ve çocuğumla birlikte saat 12:00 civarında otele vardık. Resepsiyon görevlisine kendimi tanıtarak 4 ay kadar önce bir haftalık Deluxe oda olarak rezervasyon yaptırdığımı söyledim. 

Resepsiyon görevlisi güler yüzlü arkadaş öncelikle normal giriş saatimizin 14.00 olduğunu, daha önce oda veremeyeceklerini bu arada deluxe odalarının tamamen dolu olduğunu, bunun yerine 2 gün standart oda’da konaklamayı kabul etmem halinde beni King Suite upgrade edeceklerini, istenmeyen bu durum karşısında ne kadar üzgün olduğunu belirtti. 

Rezervasyonumu 4 ay kadar önceden yaptığımı ve ödemenin de bu dönemde yaptığımı söylerek, “nasıl olur da böyle bir şey olur” diye itiraz edecek ve yetkili biriyle görüşmeyi isteyecek oldum. 

Resepsiyon görevlisi gayet nazik ve kibar bir şekilde başka bir seçeneğin maalesef mümkün olmadığını, “tüm yetkililerin maalesef toplantıda” olduğunu, ama 2 gün standart oda da kalmayı kabul edersem bilmem kaç TL ye sattıkları ultra ultra lüx king suit (kral dairesi) de kalan 5 günümü geçirebileceğimi uzun uzun anlattı.

Hayal ettiğim tatilin kötü başlayıp kötü bitmesini arzu etmediğimden, istemeye istemeye kabul ettim. 

Resepsiyon görevlisi kimliklerimizi alıp girişimizi yaptıktan sonra çekmeceyi açtı ve içinden renkli bir bant çıkararak kollarınızı uzatırmısınız dedi. 

Bu nedir diye sorduğumda, “Efendim, sizin bizim müşterimiz olduğunuzu belirtmek için üzerinde otelimizin adı olan bir kol bandı dır.” dedi.

Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyduklarını sorduğumda ise “Herşey dahil” sistemle çalıştıkları için otele kaçak girişlerin olduğunu, bu bant sayesinde bu kaçak girişlerin önüne geçildiğini ve bu yolla farkettiklerini söyledi. 

Bende yine eğer bir kaçak varsa “bunun işletmenin sorunu olduğunu” bu kacağı önlemek adına benim neden mahkumlar gibi damgalandığımı anlamadığım söylemem hiç bir işe yaramadı. 

“Benzer uygulamalar tüm işletmelerde yapılıyordu, maalesef kol bandını takmaz isek barlarda ve restaurantlarda hizmet alamayacağımızı” söyledi. 

Bende kendilerine teknolojinin çok ilerlediğini tüm herkesin cep telefonları ile tüm işlemlerini yapabildiklerini, kol bandı yerine rahatlıkla isim ve oda numarası kontrolü yapabileceklerini söylemem işe yaramadı.

İstemeyerekte olsa kabul ettik ve taktık. Gerekli evrakları imzaladık ve oda anahtarımızı aldık. 

Daha sonra bu kibar resepsiyon görevlisi orada duran bellboya seslenerek “1401’in valizlerini birlikte götürürmüsün dedi”..

Oysa daha bir iki dakika önce imzaladığım giriş evrakında adım da soyadım da gayet açık ve okunaklı bir şekilde yazılıydı.

Odamıza yerleştik en azından herşey yerli yerinde ve eksiksiz gözüküyordu. Bu ana kadar yaşananları unutup, kalan tatilin tadını çıkartmalıyıp diye düşündüm ve yatak başına konulmuş olan otel servisleri ile ilgili broşürü incelemeye başladım.

Broşürdeki resimden ve bilgilerden anladığım kadarıyla deniz kenarında kumların üzerinde hizmet veren çok güzel bir balık restaurant vardı ve bu “Herşey dahil” konsepte “herşey” sınıfına girmemiş olacak ki; ekstra olarak ücretini ödeyerek rezervasyon yapılıyordu. Bilgi ve rezervasyon için 4000 nolu telefonu aramam yeterliydi.
 
Başta bozulan morallerimize de iyi geleceğinide düşünerek, uzun zamandır hayal ettiğim böyle bir akşam yemeği için 4000 nolu telefonu aradım. Adımı, soyadımı söyleyerek, balık restaruant hakkında bilgi almak ve rezervasyon yaptırmak istediğimi söyledim. 

Karşımdaki çok nazik hanfendi, oda numaramı sordu. Bende başta ismimi söylediğimi söyleyerek adımı ve soyadımı tekrar söyledim. Kendisi adımı soyadımı sormadığını bana oda numaramın ne olduğunu sorduğunu kibar bir dille izah etti. 

Ben de odaya yeni geldiğimi hatırlamadığımı söylediğimde, aynı kibar bayan artarak kibarlığıyla, oda numarasının telefonun üzerinde yazılı olması gerektiğini oraya bakabileceğimi, eğer orada yazmıyorsa kendisinin hatta bekleyebileceğini oda kapısına gidip bakmamı rica etti.

Ben de telefonun üzerinde gördüğüm oda numarasını kendisine ilettim. Ama kendisine aradığım telefon numarasının “kendi ekranında” görünüp görünmediğini sormadım. 

Akşam restaurantta gittiğimde kapıda karşılayan hostes, hoşgeldiniz diyerek karşıladı. 

Adımı soyadımı söyleyerek rezervasyonum olduğunu söylediğimde bana “oda numaramı” gülümseyerek sordu. Çaresizce eşim ile birbirimize bakarak hatırlamaya çalıştık ve 1-2 dk. Şaşkınlık sonrası hatırlayarak 1401 dedim.

Görevli hostes bayan elinde oda numaramın yanında adımın yazdığı listeyi kontrol ederek; “ah tamam evet siz 1401’siniz hoşgeldiniz buyrun burdan” diyerek masamıza kadar bize eşlik etti. 

Yorucu ve uzun bir yolculuktan sonra güzel bir akşam yemeğinin ardından deliksiz bir uyku uyuyarak ertesi sabah geç kahvaltıya indiğimde büfe’de yumurta kalmadığını görerek, orada görevli olduğunu düşündüğüm bir kişiye yaklaşarak “Yumurta bitmiş, yumurta yemek istiyorum, ne yapmam lazım?” dedim. 

Nazikçe bir ifadeyle “Yarın sabah daha erken kalkmalısınız” dedi.

Kalan günler boyunca otelde karşılaştığım tüm görevlilere ısrarla adımı söylememe rağmen bana oda numaram soruldu. Gittiğim her mekanda adım soyadım olmasına rağmen 1401 aşağı, 1401 yukarı anıldım durdum. 

Oysa benim tüm bir hayatım boyunca istemeden de olsa takındığım bir takım ilave kimliklerim ve rollerim vardı. 

Ben işimde çalışanlarımın “PATRONU”, evde eşimin “KOCASI”, çocuğumun “KAHRAMAN BABASI”, annemin “KUZUSU”, babamın “ASLANI”ydım vs. vs. 

Tatilde olmayı düşündüğüm tek şey “KENDİM” olmaktı. Hiç bir alt üst kimliğe bürünmeden, hiç bir sosyal maske takmadan sadece “KENDİM” olmayı hayal etmiştim. 

Gördüğüm kadarıyla tesis teknolojik olarak ileri düzeydeydi ve tüm mekanların da, bilgisayarlar, tabletler dijital info board’larla donatılmıştı. 

Tüm görevlilere adımı soyadımı söylediğimde 1-2 saniyelik yapacakları bir kontrolle ulaşabilecekleri oda numaramı ısrarla tüm mekanlarda sorarak bana ezberlettiler. 

Daha tatilin ilk gününden itibaren “KENDİM” olmayı hayal eden ben, kolunda “HERŞEYDAHİL” bandı olan 1401 numaralı mahkum gibiydim. 

Otelden ayrılış günü geldiğinde, kendini hayal ettiğim gibi dinlenmiş, huzura kavuşmuş ve enerji depolamış olmak yerine, TAHLİYESİ çıkmış bir mahkumun sevinci içinde buldum. 

Not: Yukardaki adı geçen olaylar tamamen “HAYAL ÜRÜNÜ” olup, yaşadıklarınız ile ilgili bulacağınız benzerlikler “RASTLANTISAL” dır. :-)

Not2: Gerçekten cezaevi tecrübesi yaşamak isteyenler Almanya - Kaiserslautern’de bir örneği bulunan Alcatraz Hoteli tercih edebilirler. 

Bkz.  http://www.alcatraz-hotel.com/index.php?lang=en&page=furnishing


 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin