Ruhlarımız geride kalıyor.

Bu hikayenin bir çok versiyonu İnternette dolaşıyor fakat hangi versiyonu olursa olsun taşıdığı mesaj bakımından aynı olduğu için ben buraya kendi versiyonumu alıyorum. 

Hikaye’ye göre; Afrika da safariye çıkan bir grup Avrupalı turist, bu safari için yanlarına getirdikleri eşyaları taşımak için ve rehberlik yapmaları için yerli bir takım kişiler ile anlaşırlar ve yola koyulurlar.

Gün boyu yabani hayvan peşinde bir oraya bir buraya koştururken, eşyaları taşıyan yerli grup bir an durur ve eşyaları bırakarak oturmaya başlarlar. 

Bu hareketlerine anlam veremeyen Avrupalı turistler ne olduğunu yanlarındaki tercüman aracılığıyla sorarlar?
Yerliler der ki; “Çok hızlı gittik. Ruhlarımız geride kaldı. Onları bekliyoruz”

Sezon yoğunluğunun yaşandığı bugünler de, bazen günlük koşuşturmaya kendimizi öyle kaptırıyoruz ki; gerçekten zaman zaman durup, ruhlarımızın bize yetişmelerini beklememiz gerekiyor.

Yapılan bir araştırmaya göre, 1990’lara göre yayaların yürüme hızı günümüzde %10 artmış durumda. 

Araştırmaya yapan bilim adamlarının bulgularına göre, hızlı yürüyen kişiler aynı zamanda hızlı konuşuyor, hızlı yiyor ve sabırsız davranıyor yerlerinde duramıyor, sıra beklemek istemiyorlar.

Bu da kalp krizini tetikliyor. Yapılan bir tahmine göre 2025 yılına gelindiğinde dünya genelindeki yetişkin insanların yarısında yüksek tansiyon ve buna bağlı sorunların ortaya çıkacağı öngörülüyor.

Prof. Dr. Robert Levin yaşamın hızını belirlemek için bir araştırma yapmış ve bu araştırma için 3 ana kriter belirlemiş. 

Buna göre; Yürüme hızı, Çalışma hızı ve halka açık yerlerdeki saatlerin doğruluğu..

Zamanın Coğrafyası adlı kitabında bu tespitini yaşadığı bir örnek olay ile açıklıyor. Şöyle ki;

Misafir profesör olarak bulunduğum Brezilya da dersinin olduğu ilk gün evden çıkarken yoldan geçen birine saati sordum, 09.05 dedi. Ders saat 10.00 da olduğu için bir hayli zamanım vardı. Aradan yaklaşık yarım saat geçtiğini düşündüğüm bir süre sonunda gözüm önünden geçtiğim bir saate ilişti.. 10.20 idi.

Panik halde hızla koşarak sınıfa vardım ama vardığımda boş bir sınıfla karşılaştım. Koridordan geçen birine saati sormak için çıktığımda karşımdaki “ona çeyrek var” dedi. Hayır bu imkansızdı ve başka birine sordum “ona beş var”. Bir diğeri gözlerini kısarak baktı ve gururla “Tam 09.43” dedi. Yakındaki bir oda da ise saat 03.15 olarak görünüyordu. 

İlk dersimi almıştım. Brezilya’da saatler sürekli yanlıştı ve bunu benden başka kimse umursamıyordu.

Bu araştırmaya göre; Japonya en hızlı yaşam temposuna sahip ülke, Onu İsviçre ve diğer 8 Avrupa ülkesi izliyor. 

Buna karşılık “Dünyanın en uzun yaşam adası” da Japonya da “Okinawa” isimli bir ada. 


Yapılan araştırmalar da bu halkın en önemli gençlik sırrının sakin ve telaşsız bir yaşam olduğu düşünülüyor. 


Yavaş ve sindirerek yemek yiyen, konuşurken sakin tonda kelimeleri seçerek konuşan koşmadan makul bir tempo da yürüyen ada halkı bu sayede günlük yaşamın gerginliğinden ve stresinden kendisini korumayı başarmış görünüyor.

Aslında Japonya örneğinde olduğu gibi, dünyanın en hızlı yaşam temposuna sahip ülke iken, dinginliği ve sakinliği koruyabilirseniz, hem ömrünüzü, hem de yaşam kalitenizi arttırmanız mümkündür.

Oysa ekonomimiz büyüyüp geliştikçe yaşam kalitemizin artmasının yanında yaşam hızımızda artıyor fakat ruhumuzu geride bırakıyoruz.


 

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin