Ya ikinci dalga olursa!

 

Bugünler de 1 haziranda sonra “yeni normalleşme” sürecine girmemiz sebebiyle var olan bir çok kısıtlama kaldırıldı.

Seyahat özgürlüğünü de içeren bu yasakların kaldırılması tüm sektörler de görülmemiş bir hareketliliğe sebep oldu. Son gelen bilgi ve görüntülere göre, bu geçiş sürecinde alınması gereken maske kullanımı ve sosyal mesafeye uyma tedbirine de pek itibar etmediğimiz görülmektedir. Özellikle kalabalık ortamlarda dikkat edilmesi gereken bu husus virüsün tekrar yayılmaması için hayati öneme sahiptir.

Bu güne kadar iyi yürüttüğümüz bu süreci yaşanan bu tedbirsiz davranışlar sebebiyle sil baştan başa dönme ihtimalinin olduğunu otoriteler sıklıkla dile getirmektedir. Yaşanan bu umursamazlık nedeniyle her akşam bakanlığın açıkladığı günün rakamlarını heyecanla bekler olduk.

Görülen o ki; son bir kaç gündür ölümler de nispi olarak azalma görülse bile vaka sayılarındaki beklenen azalış maalesef gerçekleşmemektedir. Bu da gelecek açısından iyi sinyaller vermemektedir.

Peki tüm bu yaşanan süreç sonun da eğer ikinci dalga olursa ne olur?

Basından takip edebildiğim kadarıyla, Japonya, Çin, Güney Kore ve İran gibi bazı ülkeler ikinci dalga sorunu ile uğraşmaya başladılar bile. Peki eğer biz de ikinci dalga olursa ne olur? İkinci dalganın oluşmaması için yapılması gerekenler çok açık ve net fakat ya toplumda yaşanan bu vurdum duymazlık sebebiyle ikinci dalga gerçekleşirse, buna hazır mıyız?

Hepimiz biliyoruz ki; bu virüs çok beklenmedik bir zamanda geldi ve günler içinde tüm ülkeyi ve dünyayı etkisi altına altı. Hayat tüm sektörler de durma noktasına geldi.

Bu krizden en çok etkilenen sektör ise 2019 u rekorlar ile kapatıp, 2020 ye de yeni rekorlar kırarak başlayan Turizm Sektörü oldu.

Yaşanan ilk şok etkisinden hemen sonra sektör üzerindeki ölü toprağını atarak krize karşı alınması gereken tedbirlerin önemli ölçüde alarak iyi bir performans çizdi. Şimdi geldiğimiz noktada yavaş yavaş da olsa önce iç pazarda olmak üzere verilen tatil kredisinin de olumlu etkisiyle seyahat ve tatil sektöründe hareketlenme başladı.

Uluslararası uçuşların açılmasıyla bunun uluslararası düzeyde de gerçekleşeceği yapılan anket ve araştırmalar gösteriyor. Her ne kadar bir anda her şeyin eski seviyesine çıkacağını beklemek hayal olsa da, çarkların dönmesi adına yaşanan bu süreç çok önemlidir. Bu konuda bakanlık ve sektör paydaşlarının ortaya koyduğu güzel bir işbirliği ile yapılan sertifikalandırma çalışmaları ve dünya kamuoyunda yapılan mektup ve telefon diplomasisi gibi konularda başarılı çalışmalar yapıldı ve yapılmaya da devam edilmekte.

 

Başta sorduğum soruyu tekrarlamak istiyorum peki ikinci dalga gelirse ne olur? Şimdi bize düşen (hiç arzu etmememize rağmen) bu ihtimali ciddi olarak değerlendirip yaşanması durumunda bu konu ile ilgili yapılması gerekenler ile alınması gereken tedbirleri şimdiden planlamalıyız.

“Krizden çıkmak için neler yapmalıyız?” başlıklı 7 nisan tarihli yazımda da belirttiğim üzere, acilen bir “Turizm Bilim Kurulu” oluşturulmalıdır. Bu kurul hem bu sürecin daha az nasıl hasarla atlatılacağı konusunda katkı sunarken, öte yandan gerçekleşmesi muhtemel yeni kriz durumları konusunda çalışmalara şimdiden başlamalıdır. Bu turizm bilim kurulu içinde sağlıkçılar olduğu kadar asıl turizm konusunda kendini ispat etmiş yetkin akademisyenlerle birlikte sektör paydaşları ve “duayen” denilen üst düzey deneyime sahip kişilerden oluşturulmalıdır. Bu kurul yaşanması muhtemel senaryoları masa üzerine yatırıp bu senaryolar karşısında alınması gereken tedbirler konusunda değişik çözüm önerilerini kayıt altına almalıdır.

Bu gibi “kriz” durumlar için bir çok bilimsel yol ve yöntem bulunmakta olup, benim kişisel olarak önerim Nobel ödüllü bilim adamı John Nash”in hayatının anlatıldığı film (Akıl Oyunları) ile popüler olan “Oyun Teorisi” dir.

 “Oyun Teorisi” bir çok üniversitemiz de ders olarak okutulmakta olup, konu ile ilgili destek alınabilecek uzman akademisyenlerimiz mevcuttur. “Oyun Teorisi” ni kısaca tarif etmek gerekirse; “Bir karar alma aşamasında alınacak olan bu kararın diğerlerinin karar ve davranışlarına bağlı olduğu, ortaya çıkacak kazanç ve kayıpların mevcut bilinmeyen durum ve davranışların sonucu ne olacağını öngörmeyi amaçlayan ve bu öngörü sayesinde stratejik karar almayı inceleyen bir uygulamalı matematik dalıdır”.

Bir çok değişik oyun türü ve kuramını barındıran bu yöntem sayesinde kişi ya da kurumlar çok bilinmezliğin yoğun olduğu ortamlar da karşısındaki kişinin davranışını ya da yaşanması muhtemel durumu eldeki veriler sayesinde önceden öngörmeye dayanan bir tekniktir. Bu yöntem ayrı ve uzun bir makale konusu olup, burada daha fazla yer vermeye gerek yoktur. Bu tür yaşanması muhtemel krizler için de tek alternatif yöntem de değildir. Daha bir çok yol ve yöntem oluşturulacak bu “bilim kurulu” tarafından uygulanabilir.

Benim özellikle vurgulamak istediğim husus gelinen bu süreçte devletimizin zaten kırılgan olan ekonomik durumu sebebiyle artık iyice zor durumda olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Yaşanacak bu ikinci dalga da şu ana kadar devletin verdiği ve verebilecek olduğu desteğin hiç birini alamayacağımızı unutmamamız gerekmektedir. Bu sebeple şimdiden eğer böyle bir ikinci dalga yaşanırsa bunun etkisi ve yıkıcılığı çok daha büyük olacaktır ve maalesef beklenilen devlet desteği de olamayacaktır. Tüm sektör bileşenleri “Acilen” bu ihtimale karşı izlenmesi gereken yol ve yöntemler için bir araya gelmeli ve alınması gereken tedbirleri belirleyip eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesini sağlamalıdır. Özelde de tüm işletmeler kendi finansal ve yaşamsal gelecekleri için sektörden bağımsız benzer bir çalışma yapması kendi varlıklarını sürdürebilmeleri açısından da önemlidir.

Zaten ikinci bir dalga olmasa bile yaşadığımız bu kriz benzer krizlerin gelecekte de olabileceğini bize göstermiştir. Bu sebeple yapılan bu çalışma eğer ikinci dalga oluşmasa bile olabilecek bir başka krizin hazırlığı açısından da hayati öneme sahip bir işlevi yerine getirecektir.

Krizsiz ve dalgasız bir yaz sezonu geçirmemiz dileğiyle...

Kalın sağlıcakla...

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin